Geri dön
361 Görüntülenme
1 Haber
417 İşletme görüntülenme
EY’ın ‘Telekomünikasyon
Operatörleri için En Büyük 10 Risk’ Raporu yayımlandı
Telekom sektörü;
yapay zekâ, dönüşüm ve jeopolitik belirsizliklerin hakim olduğu ortamda
artan risklerle karşı karşıya kalıyor
EY,
küresel çapta telekomünikasyon operatörlerini bekleyen en önemli 10 riski
açıkladı. Rapora göre; gizlilik, güvenlik ve
güven, telekom şirketlerinin karşılaştığı en büyük riskler arasında yer
alırken; yapay zekâ uygulamaları da şirketlerin odağında yer almaya devam
ediyor. Yeni nesil teknolojilerle etkili dönüşüm sağlanamaması ise bu yıl
ikinci sıraya yükseldi. Değişen jeopolitik ortamın risk radarında beşinci
sıradan listeye girmesi de dışsal belirsizliklerde olan artışa işaret ediyor.
Uluslararası
danışmanlık hizmetleri şirketi EY, küresel çapta telekomünikasyon operatörlerini
bekleyen en önemli 10 riski açıkladı. Rapora göre; telekomünikasyon operatörleri için
gizlilik, güvenlik ve güven konularının yeterince ele alınmaması, önümüzdeki
yıl için en büyük risk faktörü olarak öne çıkıyor. EY’ın “Telekomünikasyon
Operatörleri için En Büyük 10 Risk” raporuna göre, telekom
şirketlerinde yapay zekâ ile risklerin daha etkili bir şekilde yönetilmesi
gerekirken, siber güvenlik birimlerinin de değişen risk ortamına karşı daha
hazırlıklı hale gelmesi gerekiyor. Bununla birlikte, jeopolitik ortamda yaşanan
değişimler yeni zorluklar getirirken, dijital egemenlik yönündeki küresel
eğilim bazı fırsatlar sunuyor. Önümüzdeki yıl için telekomünikasyon sektörünü
bekleyen ilk 10 risk şu şekilde sıralanıyor:
Risk 1: Gizlilik, güvenlik ve güven konularının yeterince ele
alınmaması
EY’ın yapay zekâ alanında gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre;
telekom sektöründeki katılımcıların yalnızca %59’u yapay zekâ ile ilgili
riskleri tanımlama, değerlendirme ve azaltma konusunda etkili bir metodolojiye
sahip olduklarını belirtiyor. Bu oranın tüm sektörler genelinde %66 olduğu
görülüyor. Ayrıca, yapay zekâ sistemlerine yönelik güven sağlamak için
kullanılan iç denetimler, etik politikalar ve üçüncü taraf tasdik süreçleri
gibi önlemlerin, telekom sektöründe diğer sektörlere kıyasla daha az benimsendiği
görülüyor. Bir başka endişe kaynağı ise, telekomünikasyon şirketlerinin siber
güvenlik birimlerinin, gelişen risk ortamına yanıt verirken rollerini ve
sorumluluklarını genişletmekte zorluk çekmesi olarak öne çıkıyor.
Risk 2: Yeni nesil teknolojilerle yeterli
seviyede dönüşüm sağlanamaması
Yapay zekâ uygulamalarına geçiş, şirketler için teknoloji
araçlarını güncelleme baskısı getirerek bazı organizasyonel zorluklar
oluşturuyor. Bu yıl ikinci sırada yer alan teknoloji dönüşümü zorlukları,
telekom operatörlerinin yapay zekâ girişimlerini olumsuz etkiliyor. EY raporuna
göre, telekom sektöründeki CEO’ların yapay zekâ konusundaki en büyük endişeleri
arasında kaynak yetersizliği ve etkili yönetişim çerçeveleri oluşturmadaki
zorluklar (%55) yer alıyor. Bunu düzenleyici zorluklar (%53) ve kullanım senaryosu
önceliklendirme zorlukları (%40) takip ediyor. Bu belirsizlikler, şirketlerin
yapay zekâya yaklaşımında farklılıklar yaratıyor: %33’ü önceki olumlu sonuçlara
dayanarak yatırımlarını hızlandırmayı planlarken, %32’si yatırımlarını
azaltmayı veya yeniden değerlendirmeyi düşünüyor.
Risk 3: Yetenek ve organizasyonel kültür
yönetimindeki zorluklar
Telekom sektöründeki şirketlerin yeni yetenek ihtiyacı; ağ ve BT
işlevlerinin artan otomasyonu, kurum içi platform geliştirme ve çoklu tedarikçi
teknoloji çözümlerinin entegrasyonu gibi gelişmeler tarafından tetikleniyor.
Rapor, bu faktörlerin belirli yeteneklere olan talebi artırdığını gösteriyor.
En çok talep gören roller ve yetkinlikler arasında siber güvenlik (%67), yapay
zekâ ve makine öğrenimi (%65), BT altyapısı (%63) ve veri bilimi (%60) öne
çıkıyor. Ancak bununla birlikte, sektördeki talep ve rekabetçi maaş
seviyelerini karşılayamama gibi engeller de ortaya çıkıyor. Bu engelleri aşmak
için ise şirketlerin; beceri geliştirme (%87), teknoloji ortaklarından geçici
işe alım (%53), ve şirket satın alımları yoluyla yetenek kazanımı (%38) gibi
yöntemlere odaklandığı görülüyor.
Risk 4: Ağ performansında ve değer
üretiminde yetersizlikler
Avrupa’da evlere kadar fiber (FTTH) altyapısı yaygınlaşmasına
rağmen, birçok ülkede bu hizmetin benimsenme oranı düşük kalıyor. Fiyat,
alternatif teknolojiler ve kullanıcı ihtiyaçları bu farkı etkiliyor. Son
kullanıcılara sunulan yüksek hızlı bağlantı seçenekleri giderek artarken,
telekom şirketlerinin fiyatlandırmanın ötesinde yeni yollarla çözümlerini
farklılaştırması önem taşıyor. Bunun için, telekom şirketleri, gelişmiş
kullanıcı deneyimi, iyileştirilmiş müşteri iletişimi vb. gibi unsurlara
odaklanmalı. Öte yandan, ağ kesintilerine neden olan dış faktörler (hava
koşulları, enerji sorunları vb.) bu çabaları zorlaştırıyor. Ağ güvenilirliğini
artırmak için müşteri ekipmanından altyapıya kadar tüm bağlantı zincirinin
izlenmesi kritik hale geliyor.
Risk 5: Jeopolitik değişikliklere adapte
olunamaması
Jeopolitik belirsizlikler artarken, ulusal teknoloji egemenliği
gündemi aynı zamanda yeni fırsatlara da işaret ediyor. EY araştırmalarına göre;
telekomünikasyon sektöründeki CEO’ların %22’si jeopolitik belirsizlikleri
büyüme için risk olarak görürken, %18’i makroekonomik belirsizlikleri ve %13’ü
ticaret/maliye politikalarını risk olarak değerlendiriyor. Ayrıca jeostratejik
dalgalanmalara yönelik şirket içi aksiyonların oranı 2021’de %24 iken, bu
oranın 2025’te %37’ye yükseldiği görülüyor. Öte yandan, ulusal teknoloji
egemenliği politikaları; bulut ve yapay zekâ altyapı hizmetleri gibi alanlarda
telekom şirketlerine yeni fırsatlar sunuyor. Bu gelişmeler, güçlü veri koruma
önlemleri ve güvenilir yapay zekâ yönetimi ihtiyacını da artırıyor.
Risk 6: Yeni iş modellerinden yeterli
düzeyde fayda sağlanamaması
Telekomünikasyon şirketleri, kurumsal müşteriler için yeni
hizmetler sunma konusunda önemli ölçüde ilerleme kaydetse de, bu müşterilerin
yeni tekliflere ilişkin farkındalıklarının düşük olması, bu hizmetlerin
benimsenmesini sınırlıyor. Dahası, işletmeler tedarikçi ekosistemlerini nasıl
yöneteceklerini anlamakta zorlanıyor. Anket katılımcılarının %73’ü bu konuda
daha fazla bilgiye ihtiyaç duyduklarını belirtirken, %56’sı telekom
şirketlerinin ek teknoloji ortaklarından haberdar olmadıklarını ifade ediyor.
Bu bilgi eksikliği hizmetlerin benimsenmesini ve gelir elde etme potansiyelini
olumsuz etkileyebiliyor.
Risk 7: Çeşitlenen iş birliklerinin uyum
içinde yönetilememesi
Telekomünikasyon şirketlerinin, işlerini büyütmek,
verimliliklerini artırmak ve değer sağlamak amacıyla kurdukları iş birlikleri
genişliyor. Özellikle hedef pazarlarını genişletmek ve ağ uygulama programlama
arayüzü (API), reklam teknolojileri (AdTech) gibi yeni hizmet alanlarında gelir
elde etmek için çaba gösterirken, son dönemde telekom şirketleri arasındaki
yatay iş birliğinin de arttığı görülüyor. Dolayısıyla bu çeşitlenen iş
birliklerinin stratejik uyum içinde yönetilmesi ve düzenli olarak gözden geçirilmesi
kritik önem taşıyor.
Risk 8: Değişen müşteri ihtiyaçlarına
yeterince hızlı yanıt verilememesi
Tüketicilerin dijital güvenliğe dair endişelerinin arttığı
gözlemleniyor. EY’ın dijital alanda gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre,
çevrim içi zararlı içeriklere karşı “çok endişeli” olanların oranı 2022’de %38
iken, 2024’te %47 olarak belirtiliyor. Ayrıca hane halklarında ekran süresi
konusunda endişe duyanların oranının %40, internetin esenlik üzerindeki olumsuz
etkilerini sıkça düşünenlerin oranının ise %38 olduğu görülüyor. Bu doğrultuda,
telekomünikasyon şirketleri, genç kullanıcılar ve ailelere yönelik hizmetlerini
geliştirirken; ebeveynler, düzenleyiciler ve eğitim kurumlarıyla uyumlu bir
yaklaşım benimsemeleri önem taşıyor.
Risk 9: Sürdürülebilirlik gündeminin etkin
yönetilememesi
Telekom şirketleri çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) alanında
ilerleme kaydediyor; telekomünikasyon operatörlerinin %75’i emisyonlarını
azalttığını bildiriyor. Katılımcıların neredeyse tamamı sürdürülebilir tedarik
politikası uygularken, %85’ten fazlası dijital hakları kapsayan sosyal
politikaları benimsediğini belirtiyor. Dahası, telekom liderlerinin %60’ı
mevcut iş ortamında sürdürülebilirlik taahhütlerinin zamanlamasını yeniden
değerlendiriyor. ESG’ye olan kurumsal ilgi 2023’te zirveye ulaştıktan sonra
azalmış olsa da, telekomünikasyon operatörleri önümüzdeki 5 yıl için geniş
kapsamlı ESG aksiyonları planladıklarını belirtiyor.
Risk 10: Operasyonel modellerin
yetersizliği uzun vadeli büyümeyi sınırlandırması
Telekom şirketleri iş operasyonlarını merkezileştirirken ve birleşme ve
satın alma (M&A) süreçlerine yönelirken, operasyonel modelleri yeni yönlere
doğru genişliyor. Şirketlerin %61’i küresel iş hizmetleri (GBS) modeline bağlı
olurken; %22’sinin hâlâ geçiş aşamasında olduğu, %23’ünün katma değerli
hizmetlere odaklandığı, %16’sının ise dijitalleşmeye yöneldiği görülüyor.
Araştırmalara göre, telekom liderlerinin %77’si birleşme ve satın alma yoluyla
büyüme sağlayabileceklerine inanıyor. Ancak bu süreç, yetenek, kültür ve
teknoloji yönetimi gibi alanlarda daha fazla çaba gerektiriyor. Ayrıca,
düzenleyici kurumların tutumlarının değişmesi, daha kapsamlı onay süreçlerini
de beraberinde getirebiliyor.
EY Türkiye Danışmanlık Bölümü Şirket Ortağı ve
Telekomünikasyon, Medya ve Teknoloji (TMT) Sektör Lideri Emre Beşli raporla
ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:
EY
raporu, telekom operatörlerinin değişken ve giderek birbiriyle daha bağlantılı
olan bir risk ortamı ile karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Günümüzde
sektörün en büyük zorluklarının başında gizlilik, güvenlik ve güven konularına
ilişkin riskler öne çıkıyor. Aynı zamanda telekom operatörleri, yapay zekâ gibi
yenilikçi teknolojilerden hızlı bir şekilde faydalanmak isterken, teknoloji
dönüşümü güçlükleriyle de karşı karşıya kalıyor. Bununla birlikte, yeni
yeteneklerin çekilmesi ve mevcut becerilerin geliştirilmesi önem kazanıyor.
Raporda yer alan temel önerilere göre, bu zorlu ortamda dayanıklı ve rekabetçi
kalmak adına telekomünikasyon operatörleri uçtan uca risk yönetimini
güçlendirmeli ve risk yol haritalarını güncellemeli. Bununla birlikte organizasyonda
risk kültürünün geliştirilmesi amacıyla, davranış değişikliklerini tetikleyecek
şekilde doğru risk metriklerinin kullanılması da önem arz ediyor.
EY Hakkında
Dünya çapında 150’den fazla ülkede danışmanlık,
denetim, güvence, kurumsal finansman, strateji ve vergi alanlarında çözümler
sunan EY (Ernst & Young), sunduğu hizmet kalitesiyle finansal piyasalarda
ve dünya genelinde faaliyet gösterdiği tüm ekonomilerde güven
oluşturulmasına katkı sağlıyor. Profesyonel ekipleri, uzun yıllara dayanan
deneyimi, sahip olduğu teknoloji, veri ve altyapı sayesinde şirketlerin
gelişmesine ve dönüşmesine destek oluyor.
Şirketler, çalışanlar ve toplum için uzun
vadeli değer yaratmayı amaçlayan EY, aynı zamanda daha iyi bir çalışma dünyası
oluşturmayı hedefliyor. Bağımsız denetim, güvence, danışmanlık, hukuk, kurumsal
finansman, strateji, teknoloji ve vergi hizmetlerinin yanı sıra birçok sektörde
iş dünyasının karşılaştığı finansal ve operasyonel verimsizliklere
karşı yeni çözümler ve dönüşüm yolları bulmak adına en doğru soruları
sorarak en doğru cevapları arıyor.
EY adı küresel bir
organizasyonu temsil eder ve Ernst&Young Global Limited’in, her biri ayrı
birer tüzel kişiliğe sahip olan bir veya daha fazla üye firmasını temsil
edebilir. Sınırlı sorumlu bir Birleşik Krallık şirketi olan Ernst&Young
Global Limited müşteri hizmeti sunmamaktadır.