Geri dön
271 Görüntülenme
7 Haber
82 İşletme görüntülenme
4 Asırlık
Kandilli Camii Bayramda Yeniden İbadete Açıldı
İstanbul
Boğazı’nın tarihî silüetinin en zarif yapılarından biri olan Kandilli Camii,
Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun denetimi ve
talimatları altında, yaklaşık iki yıl süren kapsamlı restorasyonun ardından
Kurban Bayramı’nda yeniden cemaatiyle buluştu. Tarihi mihrabındaki orijinal
çinilerden, tavanındaki çıtakariye, kapı tokmağındaki kandillerden müteşekkil
selvi ağacı formundaki müsenna besmele motifinden taç kapısında hattat Davut
Bektaş’ın elinden çıkma hat yazısına kadar her detayı özgün tekniklerle
yenilenen tarihî mabet, dört asırlık hafızasını geleceğe taşıyor.
İstanbul Boğazı’nın tarihî
ve kültürel hafızasında özel bir yere sahip olan Kandilli Camii, 6 Nolu Kültür
Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı doğrultusunda 2024 yılında başlatılan
restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından Kurban Bayramı’nda yeniden
ibadete açıldı. 1751 yılında Sultan Mahmud-u Evvel tarafından inşa ettirilen,
tarihi dört asır öncesine uzanan mabet, iki yıllık titiz bir çalışmanın sonunda
özgün görünümüne kavuşarak cemaatine kavuştu.
Caminin yeniden cemaatle
buluşması, İstanbullular, semt sakinleri ve restorasyona emek verenler
açısından duygulu anlara sahne oldu.
Boğaz’ın “kandilli” semtinde dört asırlık bir hikâye
Kandilli semtinin tarihi,
Sultan IV. Murad döneminde bölgede oluşturulan saray yerleşimine kadar
uzanıyor. Semtin adının kökenine ilişkin iki rivayet anlatılıyor: ilkine göre,
IV. Murad’ın Revan Seferi öncesi bu çevrede yaptırdığı sarayda dünyaya gelen şehzade
için yedi gece boyunca “kandil alayları” düzenlenmiş ve bölge bu nedenle
Kandilli olarak anılmaya başlanmış. Diğer rivayete göre ise padişahların
Göksu’dan dönüşlerinde sahil boyunca yakılan kandiller semte adını vermiş.
Bugünkü caminin temelini
oluşturan yapı, Sultan I. Mahmud döneminde 1751 yılında, çevredeki sarayla
birlikte ihya edildi. I. Mahmud aynı dönemde bölgeye bir hamam ve çeşme
kazandırdı, bazı arazileri halka tahsis ederek burada “Nevabat” adıyla yeni bir
yerleşim kurdu. Cami, 19. yüzyılın ikinci yarısında Sultan II. Abdülhamid
döneminde de onarım gördü; arşiv belgeleri ve eski fotoğraflar, yapının o
dönemde ahşap ve fevkani (üst katlı) bir cami olduğunu gösteriyor.
Boğaz kıyısındaki konumu
nedeniyle 19. ve 20. yüzyıl başlarındaki yangın ve patlamalardan etkilenen
ahşap yapı, 1916 yılındaki büyük yangında tamamen kül oldu. Cami, 1929–1931
yılları arasında Vakıflar İdaresi tarafından yeniden inşa edildi. Cephe düzenlemeleriyle
Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın (Millî Mimari Rönesansı) izlerini taşıyan
yapı, ahşap çatılı ve kâgir kurgusuyla Boğaz hattının karakteristik dinî
mimarisinin nadir örnekleri arasında yer alıyor.
İki yıllık restorasyon: rölöveden güçlendirmeye
Yıllar içinde yapı üzerinde
oluşan deformasyonlar, yüzey bozulmaları ve sonradan eklenen muhdes unsurlar
kapsamlı bir restorasyonu zorunlu kılmıştı. 2024’te başlayan çalışmalarda önce
caminin mevcut durumuna ilişkin ayrıntılı araştırmalar yapıldı ve rölöve
çizimleri hazırlandı. Ardından ahşap ögeler, çıtakari tavan süslemeleri,
kalemişleri ve çini detaylar özgün dokuya uygun biçimde elden geçirildi.
Çalışmalar kapsamında
çıtakari tavan restorasyonu yaklaşık üç ay, kalemişi raspası iki ay, sıva
raspası 45 gün, yapının güçlendirilmesi yaklaşık üç ay ve sıva restorasyonu ise
75 gün sürdü. Kalemiş süslemeleri, renk raspasıyla özgün rengine ulaşılarak
aslına uygun şekilde yeniden ortaya çıkarıldı.
Mihrap çinileri 1600’lerin tekniğiyle yeniden üretildi
Caminin en dikkat çekici
bölümü olan mihrapta, her iki yanda yer alan vazo motifli çinilerin Tekfur
Sarayı üretimi olduğu ve 18. yüzyıl Osmanlı çini üslubunu yansıttığı
belirtiliyor. Üst bölümdeki İznik çinilerinin ise 1961 yılında, Yemen Fatihi
Sinan Paşa’nın Okmeydanı’ndaki bir mescidinden buraya nakledildiği kaynaklarda
aktarılıyor. Mihrabın bir örneği Tekfur Sarayında hala muhafaza ediliyor.
Mihraptaki kitabede Âl-i İmrân Suresi’nin 37. ayetine yer alıyor.
Restorasyon sırasında,
mihrabın çini panolarında bazı bölümlerin geçmişte söküldüğü ve yerlerine cam
takıldığı tespit edildi. Eksik karolar, 1600’lü yılların geleneksel üretim
tekniklerine uygun olarak atölye fırınlarında yeniden üretilerek özgün yerlerine
montajlandı; mevcut çinilerde ise geleneksel kalemişi tamamlama uygulamaları
yapıldı.
Caminin minare alemleri ile
minber üzerindeki bakır bölümlerde geleneksel yöntemlerle altın varak
uygulamaları gerçekleştirildi. Mihraptaki hat yazısı ile cami girişindeki taç
kapı yazılarının hazırlanması hattatlar Davut Bektaş ve Ali Toy tarafından üstlenildi.
Taç kapıya, hattat Davut Bektaş imzasıyla Bakara suresi’nin 127. Ayeti işlendi.
Restorasyon sırasında cami avlusunda ve girişindeki işgaller kaldırıldı ve
çevre duvarıyla camii güvene alındı. Aynı zamanda camii de eksik olan
abdesthane ve şadırvan da avluda inşa edildi.
Kapı tokmağında selvi ve kandil motifi
Restorasyonun en özgün
dokunuşlarından biri, semtin adına gönderme yapan kapı tokmağında hayat buldu.
Müsenna besmeleler, üst üste yerleştirilen üç kandilden müteşekkil ve selvi
ağacını andıran Kandilli Camii’ne özgün bir istife dönüştürüldü ve kapı tokmağı
ile minber örtüsünde kullanıldı. Tasarımı hattat Levent Karaduman’a ait olan
tokmaktan ayrıca 70 tane daha üretildi ve “camii tokmağının kaybolması halinde
camiide kullanılmak üzere getirilmek üzere” Müminlere emanet edilecek. Bu
tasarımın esin kaynağı, Osmanlı döneminde Kandilli’nin selvi ağaçlarına asılan
ve Boğaz’dan geçen kayıklara yol gösteren kandiller. Aynı istif, caminin
avlusundaki ferforjelerde de kullanıldı.
Tarihî hafızanın korunması
Restorasyon sürecinde
yalnızca fiziksel yenileme değil, yapının tarihsel hafızasının korunması da
hedeflendi. Ayhan Ailesi’nin katkılarıyla yürütülen iki yıllık çalışmaların
ardından mabet özgün görünümüne kavuşturularak Kurban Bayramı’nda yeniden
ibadete açıldı. Dört asırlık geçmişe sahip caminin cemaatle yeniden buluşması,
Boğaziçi’nin manevi dokusuna kazandırılan değerli bir miras olarak
değerlendiriliyor. Tüm İstanbulluların, İstanbul’a özgü yalı camiilerinden
tekrar hayata geçen bu güzel camiiyi ziyaret etmesiyle camii daha da
şenlenecektir.