Geri dön
311 Görüntülenme
1 Haber
4 İşletme görüntülenme
SUDER’den 2030 uyarısı:
“Su güvenliği, şehirlerin iklim krizine karşı en kritik
dayanıklılık alanı haline geliyor”
Küresel iklim krizinin
tetiklediği sıcaklık artışları ve kuraklık riski dünya genelinde giderek
artıyor, su stresi şehirlerin en kritik dayanıklılık başlıklarından biri haline
geliyor. Copernicus iklim verileri, Avrupa’da son yılların, uzun dönem ortalamalara
kıyasla çok daha kurak ve sıcak geçtiğini ortaya koyuyor. Bu tablo, temel
ihtiyaç olan suya erişim için yer altı ve yer üstü su kaynaklarının korunmasını
her zamankinden daha stratejik bir zorunluluk haline getiriyor. SUDER,
ambalajlı su sektörünün sürdürülebilir kaynak yönetimi ve yenilikçi
teknolojilerle suyun korunmasına katkısını ve israfın önlenmesinin önemini
vurguluyor.
2030’a yaklaşırken dünya, iklim krizinin su döngüsü üzerindeki
etkilerini daha görünür ve daha sert biçimde yakından deneyimliyor. Yayımlanan
Avrupa İklim Durumu değerlendirmeleri, kıtanın büyük bölümünde sıcaklıkların
uzun dönem ortalamalarının üzerinde seyrettiğini ve Avrupa’nın yaklaşık yüzde
95’inde ortalamanın üzerinde sıcaklık kaydedildiğini ortaya koyuyor. Aynı değerlendirmeler, kuraklık koşullarının yaygınlaştığını ve
Avrupa’nın önemli bir bölümünde toprak nemi ve hidrolojik stresin belirgin
şekilde arttığını gösteriyor. Özellikle 2025 yılı içinde Avrupa’nın yaklaşık
yüzde 50’den fazlasının kuraklık koşullarından etkilendiği raporlanıyor. Küresel ısınmanın en sıcak etkilerini hisseden Akdeniz
Havzası'ndaki Türkiye de bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Türkiye, kişi
başına düşen kullanılabilir su miktarı göz önüne alındığında artık 'su stresi
yaşayan' ülkeler arasında yer alıyor. Uzmanlar, acil önlem alınmazsa su fakiri
olma riskiyle karşı karşıya kalacağı konusunda uyarıyor. Bu gelişmeler,
ülkemizin de dahil olduğu şehirlerin suya erişim güvenliğini ve altyapı
dayanıklılığını doğrudan etkileyen yeni bir “su stresi çağına” işaret
ediyor.
“Su kaynaklarının
korunması ve sağlıklı su tüketimi geniş bir çerçeveden, stratejik olarak ele
alınmalı”
Ambalajlı Su Üreticileri
Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı konuyla ilgili
açıklamasında suyun sadece bir içecek olarak değil, stratejik bir yaşam
kaynağı olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “İklim krizi artık bugünün meselesi.
Su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen yıl artıyor ve şehirlerimizin
dayanıklılığı suyu nasıl yönettiğimize doğrudan bağlı hale geliyor. Ambalajlı
su sektörü, kaynakların korunması, verimli kullanımın teşvik edilmesi ve suyun
güvenli şekilde tüketiciye ulaştırılması açısından önemli bir sorumluluk
üstleniyor. Su kaybının artmasına sebep olan tüketim yöntemleri, bu küresel
stres döneminde yeniden düşünülmelidir. Türkiye ambalajlı su sektöründe faaliyet gösteren üreticiler,
dünyada ve ülkemizde bulunan suyun miktarının ve kalitesinin korunmasının
öneminin farkında olarak, sahip olduğumuz su varlığının gelecek nesillere
aktarılması için kaynaklarını heba etmeden, en verimli şekilde kullanmaya özen
göstermektedir.”
“Üretim süreçlerimizde
sıfır su kaybı prensibiyle çalışıyoruz”
Kalebaşı açıklamasında “Derneğimize üye ambalajlı su
üreticileri, yeraltı su kaynaklarını çevreleyen alanları da hassasiyetle
korumakta, böylece suyun kaynağa ulaşmak için geçtiği doğal ekosistemlerin
korunmasına yardımcı olmaktadırlar. Doğal su kaynaklarının kullanımında sürdürülebilir
üretim adına kamu otoriteleri, üniversiteler ve yerel topluluklar ile kurulan
işbirlikleri sadece kaynakların, biyoçeşitliliğin ve doğal yaşam ortamlarının
korunmasını değil, aynı zamanda bölgenin sosyal ve ekonomik açıdan gelişimini
de desteklemektedir. Üretim süreçlerimizde
sıfır su kaybı prensibiyle çalışarak kaynaklarımızı koruyor, döngüsel ekonomiye
katkı sunmak adına ambalajlarımızın yüzde 100 geri dönüştürülebilir
malzemelerden üretilmesini sağlayarak, çevresel ayak izimizi sistematik olarak
azaltıyoruz.” dedi.
Ev tipi arıtma
cihazlarında görünmeyen büyük su israfı
Su kaynaklarının korunması ve israfın önlenmesi için tüketim teknolojilerinin bütüncül ve
verimlilik odaklı değerlendirilmesi gerekiyor. İstanbul Üniversitesi Su
Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Meriç Albay’in yaptığı “Ev Tipi Su Arıtma
Sistemlerinin Su Kalitesinin Değerlendirilmesi Araştırması” ev tipi arıtma
cihazlarında, 1 litre arıtılmış içme suyu elde edebilmek için yaklaşık 5 litre
ve üzeri su atık olarak israf ediliyor. Su stresinin giderek büyüdüğü ve şehirlerin su
kaynakları üzerindeki baskının arttığı bu dönemde, bu düzeyde bir su kaybı,
önemli bir verimlilik sorunu olarak öne çıkıyor.
2040’ da 5,7 milyar
insan su sıkıntısı yaşayacak
Kuraklık artık yalnızca tarımsal üretimi etkileyen dönemsel bir
risk değil, su güvenliğini doğrudan tehdit eden küresel bir kriz olarak öne
çıkıyor. Dünyada ve ülkemizde son 20 yılda kuraklığın giderek artması, su
kaynaklarının korunmasının ertelenemez bir öncelik olduğunu ortaya koyuyor.
2040 yılına gelindiğinde dünyada 5,7 milyar insanın su sıkıntısı
yaşayabileceğinin tahmin edilmesi de suyun verimli kullanımının toplumsal ve
ekonomik bir zorunluluk olduğunu gösteriyor. Ambalajlı
Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı’na göre bu tablo, yer altı
ve yer üstü su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini, su kayıplarının
azaltılmasını ve suyun verimli kullanımını koruyan uygulamaların
yaygınlaştırılmasını her zamankinden daha kritik hale getiriyor.
Yer altı su
rezervlerinin azalması kentlerin dayanıklılığını zorluyor
Şehirlerin su güvenliği suyun nasıl korunduğu, nasıl yönetildiği ve ne kadar verimli kullanıldığıyla tanımlanıyor. Yer altı su rezervlerinin azalması ve yüzey sularındaki dalgalanmalar, kentlerin uzun vadeli dayanıklılığını zorlarken; suyun her damlasının korunmasını stratejik bir zorunluluk haline getiriyor. Araştırmalar, Avrupa’nın 2025 yılında en kurak üç yıldan birini yaşadığını ve bazı dönemlerde kıtanın yaklaşık üçte birinde “şiddetli kuraklık” koşulları gözlendiğini ortaya koyuyor. Bu bulgular, su döngüsündeki bozulmanın geçici değil yapısal bir eğilim haline geldiğini gösteriyor. Kalebaşı, “Su stresi giderek derinleşirken, yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızı korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bugün atılacak her adım, gelecekte su güvenliğimizin en önemli güvencesi olacaktır. Bu nedenle tarım sanayi ve diğer tüketim alanlarında verimli su yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılması, su kayıplarının azaltılması ve doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi büyük önem taşıyor” dedi.