Geri dön
223 Görüntülenme
6 Haber
35 İşletme görüntülenme
Bacakta ani gelişen
şişlik, ağrı, kızarıklık ve sıcaklık artışı çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bu
belirtiler, yaşamsal risk taşıyan ve halk arasında “pıhtı oluşması” olarak
bilinen derin ven trombozunun ilk sinyalleri olabiliyor. En sık bacaklarda,
özellikle de baldır ve uyluk bölgesindeki toplardamarlarda pıhtı oluşumuyla
seyreden derin ven trombozu, dünya genelinde her yıl yaklaşık 10 milyon kişide
teşhis edilen ciddi bir hastalık. Derin ven trombozunun en büyük tehlikesi ise
pıhtının koparak akciğer damarlarına ulaşması ve yaşam kaybıyla
sonuçlanabilecek akciğer embolisine (pulmoner emboli) neden olabilmesi. Ayrıca
bacakta kalıcı şişlik, ağrı, ağırlık hissi, ciltte renk değişikliği, sertleşme
ve iyileşmesi güç olan yaralarla seyreden kalıcı damar hasarına da yol
açabiliyor. Acıbadem
International Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar,
erken dönemde başlanan tedavi sayesinde pulmoner
embolinin ve kalıcı damar hasarının önüne geçilebildiğini belirterek, ”Özellikle
tek bacakta gelişen şişlik ve ağrı gibi belirtiler asla ihmal edilmemelidir. Bu
şikayetler derin ven trombozunun en önemli uyarı işaretleri arasında yer alır
ve zaman kaybetmeden hekim değerlendirmesi gerektirir” diyor.
Yaz
aylarında sıvı kaybı pıhtılaşma riskini artırıyor
Derin ven trombozu (DVT)
genellikle bacakların derin toplardamarlarında kan pıhtısı oluşması sonucu
gelişen ciddi bir damar hastalığı olarak tanımlanıyor. Güncel sağlık
kılavuzlarına göre; hareketsizlikten obeziteye, geçirilmiş ameliyatlardan
kansere, ileri yaştan hamileliğe kadar pek çok faktör pıhtı oluşumuna zemin
hazırlıyor. Genetik yatkınlığın da tetikleyici olabildiği bu tabloda derin ven
trombozu riskinin yaz aylarında artış gösterdiğini anlatan Dr. Ahmet Arif
Ağlar, şu bilgileri veriyor: “Bunun nedeni ise artan sıcaklık ve terlemeye
bağlı gelişen sıvı kaybının, yeterli sıvı tüketilmediğinde kanın koyulaşmasına
ve pıhtılaşma eğiliminin artmasına sebep olabilmesidir. Özellikle ileri
yaşta olan, kronik hastalığı bulunan, diüretik kullanan ve uzun süre güneş
altında çalışan kişilerde bu risk daha belirgin hale gelmektedir. Ayrıca yaz
tatillerinde uzun süre hareketsiz kalınan uçak, otobüs veya otomobil
yolculukları da bacak toplardamarlarında kan akımını yavaşlatarak derin ven
trombozu gelişme riskini artırabilmektedir.”
Yeterli
su tüketmek, bol hareket etmek şart!
Dr. Ahmet Arif Ağlar,
derin ven trombozuna karşı yaz aylarında bazı önlemlerin mutlaka alınması
gerektiğini vurgularken, “Yeterli sıvı tüketmek, uzun yolculuklarda düzenli
aralıklarla hareket etmek, özellikle 4–6 saatten uzun yolculuklarda belirli
aralıklarla ayağa kalkıp birkaç dakika yürümek ve yüksek risk grubundaki
kişilerin hekimin önerdiği koruyucu önlemleri uygulaması büyük önem
taşımaktadır” diye konuşuyor.
İlk
bulgusu akciğer embolisi olabilir!
Genellikle tek bacakta
gelişen şişlik, ağrı, hassasiyet, sıcaklık artışı, ciltte kızarıklık veya
morarma ve yüzeyel toplardamarların belirginleşmesi, derin ven trombozunun en
sık görülen belirtilerini oluşturuyor. Bu belirtiler saatler veya günler içinde
giderek artabiliyor. Ancak her derin ven trombozunun belirti vermeyebileceğine
dikkat çeken Dr. Ahmet Arif Ağlar, “Özellikle baldır
toplardamarlarında oluşan pıhtılar sessiz seyredebilmekte ve hastaların önemli
bir kısmında hiçbir belirti görülmeyebilmektedir. Bu nedenle bazı kişilerde ilk
bulgu, pıhtının koparak akciğer damarlarını tıkaması sonucu gelişen pulmoner emboli
olabilmektedir” diye konuşuyor. Dr. Ahmet Arif Ağlar, yaşamı
tehdit eden bu
tablonun ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı, kanlı balgam,
bayılma ve ağır olgularda ani dolaşım bozukluğuyla kendini gösterebildiğini
vurgularken, “Dolayısıyla özellikle risk faktörleri bulunan kişilerde bu tür
belirtiler geliştiğinde zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır”
uyarısında bulunuyor.
İlaç
tedavisi çoğunlukla yeterli oluyor
Derin ven trombozu
tedavisinin temel amacı pıhtının büyümesini durdurmak, koparak akciğere
ulaşmasını (pulmoner emboli) önlemek ve uzun dönemde kalıcı damar hasarını
azaltmak. Günümüzde hem ilaç tedavisi hem de girişimsel
yöntemlerdeki gelişmeler sayesinde, uygun hastalarda son derece başarılı
sonuçlar elde edilebiliyor. Tedaviye erken başlanması, yaşamı tehdit eden
pulmoner emboliyi ve kronik bacak sorunlarını önleyebildiği için çok önemli.
Dr. Ahmet Arif Ağlar, tedavinin temelini antikoagülan (kan sulandırıcı)
ilaçların oluşturduğunu belirtirken, “Derin ven trombozu bulunan hastaların
çoğu yalnızca ilaç tedavisiyle başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir. Bu
ilaçlar pıhtıyı doğrudan eritmemekte; ancak büyümesini engelleyerek vücudun
doğal yollarla pıhtıyı çözmesine yardımcı olmaktadır. Günümüzde çoğu hastada
ağızdan alınan yeni nesil kan sulandırıcı ilaçlar tercih edilirken, bazı
durumlarda tedaviye düşük molekül ağırlıklı heparin ihtiva eden enjeksiyon
tedavisiyle başlanmaktadır” bilgisini veriyor. İlaç tedavisinin yanı sıra
istirahat sırasında bacağı kalp seviyesinin üstünde tutmak, uygun
hastalarda varis çorabı kullanımı ve risk faktörlerinin düzeltilmesi de
tedavinin önemli parçalarını oluşturuyor.
Sadece
milimetrik girişimle tedavi edilebiliyor
Özellikle kasık ve leğen kemiği seviyesindeki büyük toplardamarları tutan, yeni gelişmiş ve yaygın pıhtılarda, bacak dolaşımını tehdit eden ağır tablolarda veya ilaç tedavisine rağmen ilerleyen durumlarda girişimsel yöntemler gündeme gelebiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar, son yıllarda damar cerrahisi ve girişimsel radyoloji alanındaki teknolojik gelişmeler sayesinde derin ven trombozu tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar alındığını belirterek, “Günümüzde birkaç milimetrelik kateter yardımıyla pıhtı ilaçla eritilebilmekte (trombolitik tedavi), mekanik cihazlarla parçalanıp vakumla çıkarılabilmekte (trombektomi) ya da her iki yöntem birlikte uygulanabilmektedir. Bazı durumlarda pıhtıya neden olan toplardamar darlıkları stentle kalıcı olarak tedavi edilebilmektedir. İşlemler genellikle genel anestezi gerektirmeden yapılmakta ve çoğu hasta birkaç gün içinde günlük yaşamına dönebilmektedir” diyor. Dr. Ahmet Arif Ağlar, özellikle girişimsel yöntemlerin uygulanamadığı nadir durumlarda ise pıhtının açık cerrahi yöntemle çıkarıldığını söylüyor.