• Geri dön

  • 8 Görüntülenme

  • 8 Makale

  • 10 İşletme görüntülenme


Muris Muvazaası Nedir? Mirastan Mal Kaçırma Davası Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Büromuza en sık gelen sorulardan biri şu: “Babam ölmeden önce evini kardeşime satmış gösterdi, ama biliyoruz ki para el değiştirmedi. Bizim hiçbir hakkımız yok mu?” Bu soruyu soran müvekkillerimize ilk söylediğim şey, bu durumun hukuk dilinde bir adı olduğu ve Türk hukukunda oldukça yerleşik bir çözüm yolu bulunduğu. Bu yazıda muris muvazaasının ne olduğunu, hangi şartlarda dava açılabileceğini, davanın nasıl ispatlandığını ve uygulamada nelere dikkat etmek gerektiğini anlatmaya çalıştım. Baştan söyleyeyim, bu davalar çoğu zaman tanık dinlenmesi, bilirkişi incelemesi ve istinaf-temyiz aşamalarıyla birlikte birkaç yıla yayılabiliyor; o yüzden süreci baştan doğru kurmak büyük önem taşıyor.

Muris muvazaası ne demek?

“Muris” miras bırakan, “muvazaa” ise tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan bir görünüş yaratması demek. Muris muvazaası da kısaca şu: Miras bırakan, bir mirasçısına veya bir yakınına malını aslında bağışlamak istiyor, ama diğer mirasçıların hak iddia etmesini engellemek için bu işlemi tapuda “satış” gibi gösteriyor.

Burada aslında iki işlem var. Birincisi herkesin gördüğü, tapuda yapılan satış işlemi; buna görünürdeki işlem diyoruz. İkincisi ise tarafların gerçekten istediği ama sakladığı bağışlama; buna da gizli işlem diyoruz. Uygulamada bu davalara “mirastan mal kaçırma davası” da deniyor ve bu adlandırma meselenin özünü oldukça iyi anlatıyor.

Kanun ne diyor?

Muvazaanın genel dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi. Bu maddeye göre bir sözleşmenin yorumunda tarafların kullandığı kelimelere değil, gerçek ve ortak iradelerine bakılıyor. Yani tapuda “satış” yazması, işlemin gerçekten satış olduğu anlamına gelmiyor.

Muris muvazaasına ilişkin asıl yol gösterici metin ise bir Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı. Uygulamada BK’nın muvazaaya ilişkin hükmünün yanı sıra 01.04.1974 tarihli İBK kararı ve sonrasında verilen içtihadı birleştirme ve Yargıtay kararları uygulanıyor. Bu karar (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, 01.04.1974 tarih, 1974/1 E., 1974/2 K.) yaklaşık elli yıldır bu davaların temelini oluşturuyor.

Kararın mantığı şu şekilde işliyor: Görünürdeki satış işlemi tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı için muvazaa nedeniyle geçersiz. Gizli işlem olan bağışlama ise taşınmaz bağışının resmî şekilde, yani tapu müdürlüğünde bağış olarak yapılması gerektiğinden (TMK m. 706, TBK m. 237) şekil eksikliği nedeniyle geçersiz. Sonuçta ortada ne geçerli bir satış ne de geçerli bir bağış kalıyor; bu yüzden tapu kaydı yolsuz tescil hâline geliyor.

Kimler bu davayı açabilir?

Çoğu zaman gözden kaçıyor ama bu davayı açmak için saklı paylı mirasçı olmak gerekmiyor. Saklı pay sahibi olsun veya olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil talepli dava açabiliyor. Yani murisin kardeşi ya da yeğeni gibi yasal mirasçılar da, eğer mirasçılık sıfatları varsa, bu yola başvurabiliyor.

Bir diğer önemli nokta, davanın tüm mirasçılar tarafından birlikte açılmasının zorunlu olmaması. Her mirasçı kendi miras payı oranında dava açıp tapunun o pay oranında iptalini ve adına tescilini isteyebiliyor. Kardeşlerden biri dava açmak istemiyorsa, diğerinin hakkını aramasına engel olmuyor.

Ancak şunu da belirtmem gerekiyor: Bu dava ancak miras bırakan öldükten sonra açılabiliyor. Murisin sağlığında mirasçıların “ileride miras hakkım zedelenecek” diyerek dava açması mümkün değil, çünkü miras hakkı ölümle doğuyor.

Hangi işlemler muris muvazaasına konu olabilir?

1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı esas olarak tapuya kayıtlı taşınmazlara ilişkin. Uygulamada en sık gördüğümüz tablo, murisin tapulu evini, arsasını ya da tarlasını bir çocuğuna, eşine veya torununa satış göstererek devretmesi.

Görünürdeki işlem her zaman satış olmak zorunda değil. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi görünümünde yapılan devirlerde de, eğer gerçekte bir bakım borcu üstlenilmemişse ve amaç mirasçılardan mal kaçırmaksa, muvazaa iddia edilebiliyor. Dürüst olmak gerekirse bu tür dosyalar satış görünümlü olanlara göre daha çetrefilli, çünkü bakım ilişkisinin gerçekten var olup olmadığının ayrıca araştırılması gerekiyor.

Tapusuz taşınmazlar, araçlar, banka hesapları gibi malvarlığı değerleri için ise bu karar doğrudan uygulanmıyor. Bu tür durumlarda koşulları varsa tenkis davası gibi başka yollar gündeme geliyor.

Davada ne ispat edilmeli?

Bu davaların kalbi ispat meselesi. Davacı mirasçının, murisin işlemi yaparken gerçek amacının mirasçılardan mal kaçırmak olduğunu ortaya koyması gerekiyor. Mirasçılar muvazaalı işlemin tarafı olmadığı için muvazaayı her türlü delille, tanık dahil, ispat edebiliyorlar. Bu, uygulamada davacı lehine çok önemli bir kolaylık.

Mahkemeler murisin gerçek iradesini tespit ederken genellikle bir dizi olguya bakıyor. Satış bedeli olarak gösterilen tutar ile taşınmazın gerçek değeri arasında ciddi bir fark olup olmadığı, alıcının o bedeli ödeyecek ekonomik gücünün bulunup bulunmadığı, murisin taşınmazı satmaya gerçekten ihtiyacı olup olmadığı, satıştan elde edildiği söylenen paranın nereye gittiği, murisin diğer mirasçılarla arasının nasıl olduğu ve yörenin örf ve âdetleri bu değerlendirmede ağırlık taşıyor. Örneğin maddi sıkıntısı olmayan bir kişinin, değeri milyonlarla ifade edilen bir taşınmazı çok düşük bir bedelle tek bir çocuğuna “satması” ve bu paranın hiçbir iz bırakmaması, mahkemede güçlü bir karine olarak değerlendiriliyor.

Uygulamada sık karşılaştığımız bir savunmaya da değinmek istiyorum. Davalı taraf çoğu zaman murisin mallarını çocukları arasında adil şekilde paylaştırdığını, yani herkese bir şey verdiğini ileri sürüyor. Eğer murisin amacı mal kaçırmak değil de mirasçıları arasında denk bir paylaştırma yapmaksa, muvazaa kastından söz edilemeyebiliyor. Bu nedenle dava açmadan önce murisin sağlığında diğer mirasçılara ne verdiğini de dürüstçe değerlendirmek gerekiyor.

Dava açmak için bir süre var mı?

Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası, yolsuz tescile dayandığı için herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değil. Murisin ölümünün üzerinden uzun yıllar geçmiş olsa bile dava açılabiliyor.

Ama burada bir uyarı yapmam gerekiyor. Süre sınırı olmaması beklemenin zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Zaman geçtikçe tanıklar vefat ediyor, hatıralar bulanıklaşıyor ve en önemlisi taşınmaz üçüncü kişilere devredilebiliyor. Tapu siciline güvenerek iyiniyetle taşınmazı satın alan üçüncü kişinin kazanımı Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi ile korunduğundan, bu durumda tapu iptali yerine ancak tazminat talebi gündeme gelebiliyor. Bu yüzden müvekkillerimize, dava sürecinde taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulmasını talep etmeyi mutlaka öneriyorum.

Tenkis davası ile farkı nedir?

Bu iki dava sıkça karıştırılıyor. Muris muvazaası davasında amaç, işlemin tamamen geçersiz olduğunun tespiti ve tapunun davacının miras payı oranında iptali. Tenkis davasında ise işlem geçerli kabul ediliyor, sadece murisin saklı payları ihlal edecek ölçüde yaptığı kazandırmanın indirilmesi isteniyor.

Tenkis davası yalnızca saklı paylı mirasçılara tanınmış bir hak ve TMK m. 571 uyarınca, mirasçının saklı payının zedelendiğini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinden itibaren on yıl içinde açılması gerekiyor. Uygulamada sıklıkla, asıl talep olarak muris muvazaasına dayalı tapu iptali, bu kabul edilmezse terditli olarak tenkis talep ediliyor. Bu şekilde dava açılması, muvazaa ispat edilemese bile hak kaybının önüne geçebiliyor; ancak tenkis süreleri geçmişse bu imkân ortadan kalkıyor.

Hangi mahkemede ve nasıl açılır?

Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi. Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin bir dava olduğundan, HMK m. 12 gereğince taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkili. Birden fazla ilde taşınmaz varsa her biri için ayrı ayrı yetki kuralı dikkate alınmalı.

Dava, taşınmazın değeri üzerinden nispi harca tabi. Bu nedenle dava açarken taşınmazın değerinin makul bir şekilde belirlenmesi ve yargılama sırasında yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda değerin artması hâlinde harcın tamamlanacağının bilinmesi gerekiyor. Yargılama genellikle tanıkların dinlenmesi, tapu kayıtlarının ve varsa banka kayıtlarının getirtilmesi, taşınmazın devir tarihindeki değerinin tespiti için keşif yapılması aşamalarıyla ilerliyor.

Konuya ilişkin güncel Yargıtay kararlarını incelemek isteyenler Yargıtay’ın resmî Karar Arama sistemini kullanabilir. Miras hukukuna ilişkin diğer yazılarımızda tenkis davası, mirasın reddi ve ortaklığın giderilmesi konularını da ele aldık; bu yazılara da göz atabilirsiniz.

Son olarak

Muris muvazaası davaları, aile içi ilişkilerin, duyguların ve hukuki meselelerin iç içe geçtiği, ispatı titizlik isteyen davalar. Uygulamada en çok karşılaştığımız hatalar, delillerin baştan eksik toplanması, tanık listesinin özensiz hazırlanması, ihtiyati tedbir talebinin atlanması ve tenkis talebinin terditli olarak ileri sürülmemesi. Bu hataların bir kısmı sonradan telafi edilemiyor.

Bu nedenle, murisin ölümünden önce bir mirasçıya ya da yakınına satış gösterilerek taşınmaz devrettiğini düşünüyorsanız, dava açmadan önce bir avukata danışmanızı ve elinizdeki bilgi ve belgelerle birlikte dosyanızı değerlendirmesini öneririm. Konuyla ilgili sorularınız için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Makaleye Ait Görseller


Mesaj Gönder KAPAT
İşletmeye mesajınızı iletin.
İPTAL