Mirasçıların Miras Payları
Mirasçıların miras paylarına ilişkin kurallar Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiştir. Türk miras hukukunda mirasçı kavramı en temel anlamda iradi mirasçı ve yasal mirasçı olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutulmuştur. İradi mirasçı, tanım olarak mirasbırakanın kendi iradesi doğrultusunda ölüme bağlı tasarruf işlemi yoluyla mirasçı sıfatını kazanır (TMK m. 502-574). Yasal mirasçı sıfatı ise doğrudan doğruya kanun hükmü ile kurulur; mirasbırakanın iradesinden bağımsızdır. Yasal mirasçılar, aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere saklı payı olan yasal mirasçılar ve saklı payı olmayan yasal mirasçılar olmak üzere ikiye ayrılırlar.
(Metinde “mirasbırakan” ile “muris” aynı anlamda kullanılmış olup, uygulamada her iki terim de aynı kişiyi ifade eder.)
1. Yasal Mirasçı Kavramı
Yasal mirasçılar, Türk Medeni Kanunu’nun 495-501. maddeleri arasında düzenlenmiş olup mirasbırakanın kan hısımlarından bazıları, mirasbırakanın evlatlığı ve evlatlığın altsoyu, mirasbırakanın sağ kalan (dul) eşi ve son olarak devletten ibarettir.
a) Kan Hısımlarının Yasal Mirasçılığı ve Miras Payları
Hukukumuzda kan bağı üzerinden yapılan paylaşım, bireylerden ziyade zümreler üzerinden belirlenir. Zümre (parantel) sistemi, bireylerin mirasbırakana yakınlığını değil bulundukları zümreleri esas alır. Bahsedilen zümrelerin içinde zümre başı olarak ifade edilen asıl ortak ve onun altsoyu bulunur. Bu şekilde üç adet zümre belirlenmiştir. Böylece kan hısımlarından hangilerinin yasal mirasçı sıfatını haiz oldukları netleştirilmiştir.

a1) Birinci Zümre Mirasçılarının Miras Payları (Mirasbırakanın Çocukları, Torunları ve Bunların Altsoyu)
Türk Medeni Kanunu’nun 495. maddesi uyarınca mirasbırakanın altsoyunun bulunduğu zümredir. Burada ifade edilen sadece mirasbırakanın çocukları değildir; çocuklarının mirasbırakandan önce vefat ettiği durumlarda onların çocukları, yani torunları, hatta sınırlama olmaksızın torunlarının çocukları dahi bu zümrede yer almaktadır. Belirtilmesi gereken bir husus olarak mirasbırakanın varsa evlatlığı ve evlatlığının altsoyu da bu zümrede değerlendirilir.
Evlilik dışı doğan çocuklar bakımından ise Türk Medeni Kanunu’nun 498. maddesi özel bir düzenleme getirmiştir. Buna göre evlilik dışı doğmuş ve soybağı tanıma veya hâkim hükmüyle kurulmuş olan çocuklar, baba yönünden evlilik içinde doğan çocuklarla aynı haklara sahiptir. Ana yönünden soybağı doğumla kurulduğundan böyle bir işleme ihtiyaç yoktur.
Ölüm anında mirasbırakanın eşi hayatta ise mirasın 1/4’ü eşe, 3/4’ü ise birinci zümre mirasçılarına paylaştırılır. Eğer ölüm anında mirasbırakanın eşi hayatta değilse bu durumda mirasın tamamı birinci zümre mirasçılarına kalır.
a2) İkinci Zümre Mirasçılarının Miras Payları (Mirasbırakanın Anası, Babası, Kardeşleri, Yeğenleri ve Bunların Altsoyu)
Ölüm anında mirasbırakanın altsoyu yoksa miras ikinci zümre mirasçılarına geçer. Türk Medeni Kanunu’nun 496. maddesinde belirtildiği üzere ikinci zümre, mirasbırakanın anası, babası ve onların altsoyundan oluşur. Altsoyda ana baba ortaklığı aranmaz.
Ölüm anında mirasbırakanın eşi hayatta ise ve mirasbırakanın altsoyu yok ise eşin miras payı 1/2, ikinci zümrenin yani ana ve babanın miras payı 1/2’dir. Eğer ana ve babadan biri hayatta değilse, o kişinin payı kendi altsoyuna geçer. Ana veya babadan birinin altsoyu da bulunmuyorsa, Türk Medeni Kanunu’nun 496/3. maddesi gereğince bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalır. Bu durumda sağ kalan eşin payı değişmez; eş yine terekenin 1/2’sinde hak sahibidir, kalan 1/2 diğer taraftaki mirasçılar arasında paylaştırılır.
Eğer ölüm anında mirasbırakanın eşi hayatta değilse ve birinci zümrede de ölenin kan hısımı yok ise bu durumda mirasın tamamı ikinci zümre mirasçılarına kalır.
a3) Üçüncü Zümre Mirasçılarının Miras Payları (Mirasbırakanın Dedeleri, Nineleri, Amcaları, Dayıları, Teyzeleri, Halaları ve Bunların Altsoyu)
Türk Medeni Kanunu’nun 497. maddesinde düzenlenen bu zümre, mirasbırakanın büyük anası, büyük babası ve onların altsoyundan oluşur. Altsoyda yine bir sınırlama yoktur; mirasbırakanın ana ve baba taraflarından ayrı ayrı büyük anaları ve büyük babaları, amcası, teyzesi, halası, dayısı ve onların çocukları bu zümrede bulunur.
Bu zümrede de boşluk hâlleri özel olarak düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 497/2. maddesi uyarınca ana veya baba tarafından büyük ana ve büyük babalardan biri mirasın açılmasından önce ölmüşse, onun yerini her hâlde kendi altsoyu alır. Aynı maddenin üçüncü fıkrası gereğince ana veya baba tarafından büyük ana ve büyük baba, altsoyları da bulunmaksızın mirasın açılmasından önce ölmüşlerse, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalır.
Açıklanması gereken önemli bir husus ise şudur: zümre başı olan büyük analar, büyük babalar ve onların çocukları dışında kalan üçüncü zümre kan hısımları, ölüm anında sağ kalan eşin bulunduğu durumlarda mirastan hak talep edemezler. Bu hâlde sağ kalan eş tek başına mirasçı olur.
Bahsedilen zümrelerin numaralandırılması önemlidir. Zira bu zümreler arasında bir öncelik ilişkisi vardır. Önce gelen zümrede bir mirasçı dahi olsa sonraki zümrede bulunanlar yasal mirasçı sıfatını kazanamazlar. Örnek vermek gerekirse, mirasbırakanın çocuğu hayatta ise, yani birinci zümrede yasal mirasçı sıfatını kazanan biri var ise, ikinci zümrede bulunan mirasbırakanın annesi yasal mirasçı sıfatını kazanamaz. Zümreler arasında olduğu gibi zümre içerisinde de bir öncelik ilişkisi vardır. Buna göre aynı zümre içerisinde bulunanlar arasında kök başı olarak ifade edilen kişi, altsoyuna karşı önceliklidir. Örneğin mirasbırakanın çocuğu ve torunu birinci zümrede yer alır; fakat mirasbırakanın çocuğu hayattaysa torunu yasal mirasçı olamaz, öncelik kök başı olan çocuğundur. Ancak halefiyet ilkesinin bir sonucu olarak, verilen örnekte kök başı olan mirasbırakanın çocuğu mirasbırakandan önce öldüyse veya başka bir sebepten mirasçı sıfatını kazanamıyorsa, onun yerine belirlenen payı torun, yani kök başının halefi alır.
Ölüm anında mirasbırakanın eşi hayatta ise ve birinci zümre ile ikinci zümreden kan hısımı yok ise eşin miras payı 3/4, üçüncü zümrenin yani büyük ana ve büyük babanın miras payı 1/4’tür. Büyük ana ve büyük babalardan biri hayatta değilse, onun payı kendi altsoyuna geçer. Büyük analar ve büyük babalar ile bunların çocukları hayatta değilse, bu durumda eş tek başına mirasçı olur. Yani büyük ana ve büyük babanın torunları, mirasbırakanın eşi hayatta iken mirasa ortak olamazlar.
Eğer ölüm anında mirasbırakanın eşi hayatta değilse ve birinci ile ikinci zümrede de ölenin kan hısımı yok ise, bu durumda mirasın tamamı üçüncü zümre mirasçılarına kalır.
b) Mirasbırakanın Evlatlığının ve Evlatlığın Altsoyunun Mirasçılığı ve Yasal Miras Payları
Türk Medeni Kanunu’nun 500/1. maddesinde açıklandığı üzere evlatlık ve evlatlığın altsoyu, evlat edinenin yasal mirasçısıdır ve birinci zümrede yer alır. Saklı payı olan yasal mirasçılar arasındadır. Evlatlığın altsoyunun yasal mirasçı sıfatını kazanmasında, evlat edinme işleminden önce hayatta olması veya daha sonra dünyaya gelmesi hukuken bir şeyi değiştirmez. Önemli olan, mirasbırakanın vefat ettiği tarihte geçerli bir evlatlık ilişkisinin bulunmasıdır.
Aynı hükmün devamında belirtildiği üzere evlatlığın kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder. Yani evlatlık, evlat edinenin yanı sıra öz ana ve babasının da yasal mirasçısı olmaya devam eder; evlat edinme işlemi bu sıfatı ortadan kaldırmaz.
Buna karşılık evlatlığın evlat edinene karşı kazandığı mirasçılık sıfatı yalnızca evlat edinenle sınırlıdır. Evlatlık ve altsoyu, evlat edinenin kan hısımlarına halef sıfatıyla yasal mirasçı olamaz. Aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince de evlat edinen ve hısımları, evlatlığın yasal mirasçısı olamaz. Görüldüğü üzere evlatlık ilişkisinde mirasçılık tek yönlü işlemektedir.
c) Mirasbırakanın Sağ Kalan (Dul) Eşinin Miras Payı
Mirasbırakanın sağ kalan eşi de yasal mirasçılardandır. Sağ kalan dul eşin yasal mirasçı sıfatını kazanabilmesi için evlilik birliğinin kurulmuş olması ve mirasbırakanın ölümü sırasında devam ediyor olması gerekir.
Boşanma hâlinde ise Türk Medeni Kanunu’nun 181/1. maddesi uyarınca eski eş, yasal mirasçı sıfatını kaybedeceği gibi boşanmadan önce yapılmış ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da (aksi tasarruftan anlaşılmadıkça) kaybeder. Bu sonucun doğması için boşanma kararının kesinleşmiş olması gerekir; karar kesinleşmeden eşlerden biri vefat ederse evlilik ölümle sona ermiş sayılır ve sağ kalan eş kural olarak yasal mirasçı sıfatını kazanır.
Bu noktada aynı maddenin ikinci fıkrası devreye girer. Boşanma davası devam ederken davalı veya davacı eşlerden birinin vefatı hâlinde, mirasçılardan biri davaya devam eder ve sağ kalan eşin kusurlu olduğunu ispatlarsa, sağ kalan eş yasal mirasçı sıfatını kaybedecektir.
Evlilik birliği kurulurken belirlenen mal rejiminin miras payına doğrudan etkisi yoktur. Zira mal rejiminden doğan katılma alacağı bir miras hakkı değil, bir alacak hakkıdır; terekenin pasifinde yer alır ve miras payından bağımsız olarak, terekenin aktifi belirlenmeden önce tasfiye edilir. Bu sebeple sağ kalan eş açısından bir hak kaybı yaşanmaz. Ayrıca sağ kalan eş, Türk Medeni Kanunu’nun 240. maddesi uyarınca ortak konut üzerinde katılma alacağına mahsuben intifa veya oturma hakkı tanınmasını, 652. madde uyarınca da mirasın paylaşılmasında aile konutu ve ev eşyası üzerinde kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.
Yasal mirasçı sıfatını haiz eş hiçbir zümrede yer almaz. Türk Medeni Kanunu’nun 499. maddesi uyarınca eşin terekeden alacağı pay, birlikte mirasçı olduğu zümreye göre belirlenir. Bu bağlamda eş, birinci zümreyle beraber mirasçıysa terekeden 1/4 oranında pay alır; geri kalan 3/4’lük kısım birinci zümre yasal mirasçıları arasında paylaştırılır. Eş, ikinci zümre ile birlikte mirasçı ise terekenin 1/2’sinde hak sahibidir; kalan 1/2 ikinci zümre yasal mirasçıları arasında paylaştırılır.
Üçüncü zümre yasal mirasçılarından ana ve baba tarafından ayrı ayrı olmak üzere büyük ana, büyük baba veya onların çocukları ile birlikte mirasçı olan eş, terekeden 3/4 oranında pay alır; geri kalan 1/4’lük kısım sayılanlara paylaştırılır. Sayılanlar dışında kalan üçüncü zümre mirasçıları ile eş birlikte mirasçı olmaz; bu durumda eş tek başına mirasçıdır ve terekenin tamamında hakkı vardır.
Sağ kalan dul eşin miras payı, birlikte mirasçı olduğu zümredeki kişi sayısına göre değişmeyeceğinden, pay hesabı yapılırken önce yasal mirasçı sıfatını kazanan eşin miras payı belirlenmeli, ardından ilgili zümredeki mirasçı sayısına göre kalan kısım paylaştırılmalıdır.
d) Devletin Mirasçılığı
“Mirasçısız tereke olmaz” ilkesinin bir gereği olarak devlet, mirasçı sıfatına sahip nitelikte kimsenin bulunmadığı durumlarda Türk Medeni Kanunu’nun 501. maddesi uyarınca yasal mirasçı sıfatıyla terekenin tamamı üzerinde hak sahibi olur.
Örnek 1
Mirasbırakan Bay A’nın eşi Bayan B hayattadır. Bay A’nın Ç1, Ç2, Ç3 ve Ç4 olmak üzere dört çocuğu vardır; fakat Ç1 ve Ç1’in çocuğu olan T1, Bay A’dan önce vefat etmiştir. T1’in ise TÇ1 ve TÇ2 adında iki çocuğu vardır.
Bu durumda miras paylarını hesaplayacak olursak, hesaplamaya öncelikle hayatta olan eşin payını bulmakla başlamamız gerekir; çünkü sağ kalan dul eşin payı sabittir ve terekenin geri kalanı zümrede bulunan yasal mirasçılar arasında dağıtılacaktır. Örnek olayda Bayan B, birinci zümrede bulunan yasal mirasçılarla birlikte mirasçıdır; bu sebeple terekeden alacağı pay 1/4’tür. Geri kalan 3/4’lük kısım normal şartlarda Ç1, Ç2, Ç3 ve Ç4 arasında paylaştırılmalıdır.
Olayımızda Ç1 mirasbırakandan önce ölmüştür; fakat mirastan alacağı pay, zümrede halefiyet ilkesi gereği altsoyu olan T1’e kalacaktır. Ne var ki T1 de mirasbırakandan önce hayata veda etmiştir. Yine aynı ilke gereği T1’in altsoyu, yani mirasbırakan Bay A’nın torununun çocukları olan TÇ1 ve TÇ2 mirasta hak sahibi olacaklardır. Bu bağlamda Ç1’in payı olan 3/4’ün dörde bölünmesi sonucu hesaplanan 3/16 pay, zümrede halefiyet ilkesi gereği mirastan hak kazanan TÇ1 ve TÇ2 arasında paylaştırılacaktır. 3/16’nın ikiye bölünmesi sonucu bulunacak oran 3/32’dir.
Sonuç olarak TÇ1 3/32, TÇ2 3/32, Ç2 3/16, Ç3 3/16, Ç4 3/16 ve sağ kalan dul eş Bayan B 1/4 oranında terekeden hak sahibi olacaklardır.
Örnek 2
Bay A ile Bayan B, 2015 yılında evliliklerini sonlandırmışlardır ve bu evlilikten çocukları yoktur. 2016 yılında Bay A, Bayan C ile evlenmiş ve bu evlilikten üç çocuğu olmuştur. Bayan B ise bir daha evlenmemiştir. Bayan B’nin annesi BA ile babası BB, Bayan B daha çocukken boşanmışlardır ve annesi BA’nın başka bir evlilikten Ç1 ve Ç2 olmak üzere iki çocuğu bulunmaktadır. Bayan B’nin annesi BA 2014 yılında vefat etmiştir; fakat babası BB hayattadır. 2019 yılında ise Bayan B vefat etmiştir.
Bu durum irdelendiğinde ilk dikkat edilecek husus, Bay A’nın mirasçı sıfatını kazanıp kazanmayacağıdır. Mirasbırakanın hayatını kaybettiği sırada aralarında evlilik birliği bulunmadığı için Bay A mirasçı sıfatını kazanmayacaktır. Olayımızda bahsedilmemiş olmakla birlikte, eğer Bay A lehine boşanmadan önce ölüme bağlı tasarruf işlemi gerçekleştirilmiş olsaydı, Türk Medeni Kanunu’nun 181/1. maddesi gereğince (aksi tasarruftan anlaşılmadıkça) Bay A o işlemden kaynaklanan hakkını da kaybedecekti. Bay A’nın Bayan C ile olan sonraki evliliği ve bu evlilikten olan üç çocuğu ise Bayan B’nin terekesi bakımından tamamen ilgisizdir; bu kişiler Bayan B’nin mirasçısı değildir.
Bu durumda birinci zümre yasal mirasçılarından kimse bulunmadığı için, zümrelerin önceliği gereği ikinci zümre yasal mirasçıları araştırılmalıdır. Olayımızda baba BB ve anne BA’nın altsoyu olan çocukları hayattadır. Terekenin tamamı baba BB ile anne BA arasında paylaştırılacaktır; fakat anne BA mirasbırakandan önce vefat ettiği için zümrede halefiyet ilkesi gereği payı altsoyu arasında paylaştırılacaktır.
Bu durumda terekeden baba BB 1/2, Ç1 1/4 ve Ç2 1/4 oranında pay alacaktır.
Örnek 3
Bay A ile Bayan B evlidir ve Ç adında bir çocukları vardır; fakat Ç hayatını kaybetmiştir. Ç’nin, evlatlığı olan ÇE adında bir çocuğu vardır. Bunlar dışında Bay A’nın yaşayan en yakın akrabası, teyzesinin oğlu olan Bay M’dir.
Bay A’nın hayatını kaybetmesi durumunda miras paylarını hesaplayacak olursak, öncelikle ÇE’nin yasal mirasçı sıfatını kazanıp kazanmayacağı üzerinde durulmalıdır. ÇE, mirasbırakanın çocuğu olan Ç’nin evlatlığıdır. Evlatlık, bu sıfatı yalnızca evlat edinene karşı kazanabileceğinden ve evlat edinenin kan hısımlarına halef sıfatıyla mirasçı olamayacağından, ÇE Bay A’nın terekesinde hak sahibi olamaz. Bu sebeple somut olayda birinci zümre mirasçısı bulunmamaktadır.
Bay A’nın yaşayan en yakın akrabasının kuzeni Bay M olduğu belirtildiğine göre, ikinci zümre yasal mirasçısı da bulunmamaktadır. Üçüncü zümre yasal mirasçıları sınır olmaksızın altsoyu da kapsadığı için, büyük ana ve büyük babanın altsoyu olan kuzenler, yani olayımızda olduğu hâliyle teyzenin çocuğu da üçüncü zümreye dâhildir. Fakat olayımızda eş Bayan B hayatta olduğu için, kanun gereği Bay M yasal mirasçı sıfatını kazanamayacaktır. Bay M’nin yasal mirasçı olabilmesi için, sağ kalan dul eş olan Bayan B’nin mirasbırakanın vefatı sırasında yasal mirasçı sıfatını kazanamıyor olması gerekirdi.
Bu sebeple eş ile üçüncü zümrenin birlikte mirasçılığı gündeme gelmeyecek ve eş Bayan B tüm mirasın sahibi olacaktır.
2. Saklı Paylı Mirasçılar
Yasal mirasçılardan bazıları kanun koyucu tarafından saklı paylı mirasçı olarak belirlenmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 505 ve 506. maddelerinde sayılan bu saklı paylı mirasçılar, mirasbırakanın altsoyu, anası, babası ve eşidir.
Burada önemli bir hatırlatma yapmak gerekir: mirasbırakanın kardeşleri de eskiden saklı paylı mirasçılar arasında sayılmakta ve yasal miras payının 1/8’i oranında saklı paya sahip bulunmaktaydı. Ancak bu düzenleme 2007 yılında 5650 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bu tarihten sonra açılan mirasta kardeşlerin saklı payı bulunmamaktadır; buna rağmen kardeşlerin saklı payından söz eden güncelliğini yitirmiş metinlere sıkça rastlanmaktadır.
Mirasbırakan, saklı payları kendi iradesiyle dahi ortadan kaldıramaz. Mirasbırakanın, yasal mirasçıların hakkını gözetmeksizin yapacağı tasarruf işlemlerine karşı saklı paylı mirasçılar, saklı payları oranında söz konusu işleme itiraz edebileceklerdir. Saklı payı olmayan yasal mirasçıların ise mirasbırakanın böyle bir tasarruf işlemine karşı kullanabilecekleri hukuki bir araç bulunmamaktadır.
Saklı paylı mirasçıların haklarını zedeleyen işleme karşı, saklı paylarını korumak için açacakları dava tenkis davasıdır. Dava sonucunda hak ihlali teşkil eden işlem, saklı pay oranında geçersiz kılınacaktır. Mirasbırakan ancak terekenin saklı paylar dışında kalan kısmında tasarruf yetkisini serbestçe kullanabilir.
Saklı payı ihlal edilen mirasçı, Türk Medeni Kanunu’nun 560. maddesi uyarınca tenkis davası açabilir. Ancak bu hak süresiz değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 571. maddesi uyarınca tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Bu süreler hak düşürücü nitelikte olup hâkim tarafından resen gözetilir. Dava süresinde açılmazsa, saklı payları ihlal eden bir tasarruf işlemi söz konusu olsa dahi işlem geçerli kabul edilecektir.
Altsoyun saklı payı, yasal miras payının yarısı kadardır. Mirasbırakanın anasının ve babasının saklı payı, yasal miras payının 1/4’ü kadardır. Sağ kalan dul eşin saklı payı ise birlikte mirasçı olduğu zümreye göre değişiklik göstermektedir. Yasal mirasçı olan eşin saklı payı, birinci veya ikinci zümre ile birlikte mirasçı olduğu takdirde yasal miras payının tamamıdır, yani değişmez. Üçüncü zümrede bulunan zümre başları veya onların çocuklarıyla birlikte mirasçı olduğunda ise yasal miras payının 3/4’ü kadar saklı payı vardır. Eğer eş tek başına yasal mirasçı ise yine yasal miras payının 3/4’ü kadar saklı payı olacaktır.
Örnek 4
Bay A ile Bayan B evlidir; fakat bu evlilikten çocukları yoktur. Bay A’nın K1, K2 ve K3 olmak üzere üç kardeşi vardır. Bay A’dan önce vefat eden kardeş K2’nin de KÇ1 ve KÇ2 olmak üzere iki çocuğu vardır. Bay A’nın babası vefat etmiştir; fakat annesi Bayan AA hayattadır. Bay C ise Bay A’nın en yakın arkadaşıdır ve Bay A tarafından vasiyet yoluyla mirasçı kılınmıştır.
Bay A’nın vefatı hâlinde saklı paylar gündeme gelecektir. Öncelikle saklı miras payları, yasal miras payları üzerinden hesaplanır. Olayımızda sağ kalan dul eşin ikinci zümre yasal mirasçıları ile birlikte mirasçı olduğu görülmektedir. Bu sebeple eşin miras payı 1/2’dir. Geriye kalan 1/2 oranındaki tereke, hayatta olan anne AA ile ölen babanın payını kazanacak olan kardeşler arasında paylaştırılır.
Bay A’nın annesi olan AA, 1/2’nin ikiye bölünmesiyle 1/4 oranında yasal miras payına hak kazanacaktır. Vefat eden babanın payı da aynı şekilde 1/4’tür ve üç kardeşe paylaştırılacaktır. Bu sebeple K1 1/12, K3 1/12 ve mirasbırakandan önce vefat eden K2’nin çocukları olan KÇ1 1/24, KÇ2 1/24 oranında yasal miras payına sahip olacaklardı.
Fakat Bay A vasiyet yoluyla iradi mirasçı atadığı için, yalnızca saklı paylı mirasçılar tereke üzerinde hak iddia edebileceklerdir. Bu durumda hayatta olan anne AA ve sağ kalan dul eş Bayan B açısından saklı pay hesaplanmalıdır. Kardeşlerin saklı payı 2007 yılında kaldırıldığından K1, K3, KÇ1 ve KÇ2 tereke üzerinde hak iddia edemezler.
İkinci zümre mirasçıları ile birlikte mirasçı olan Bayan B’nin saklı payı, yasal miras payına eşittir ve 1/2’dir. Ananın ve babanın saklı payı ise yasal miras payının 1/4’ü kadardır; anne AA’nın yasal miras payı olan 1/4’ün 1/4’ü 1/16’ya eşittir. Dolayısıyla AA’nın saklı payı 1/16’dır.
Tereke üzerindeki saklı payların toplamı 9/16’dır; yani mirasbırakan terekenin kalan kısmı (7/16) üzerinde serbestçe tasarruf yetkisini kullanabilir. Bu durumda Bay C’ye vasiyet yoluyla mirastan verilebilecek paylar hakkında şunlar söylenebilir: mirasbırakanın serbest tasarruf oranı olan 7/16’nın tamamı vasiyet edilmiş olabilir. Mirasbırakan tarafından serbest tasarruf oranının üzerinde pay verilmesi hâlinde ise saklı paylı mirasçı olan Bayan B ile anne AA, tenkis davası yoluyla haklarını koruyabilirler. Bir diğer ihtimal ise Bay C’ye serbest tasarruf oranının altında miras bırakılmış olmasıdır; bu durumda mirasbırakanın tasarruf etmediği kalan kısım yasal mirasçılar arasında paylaştırılacaktır.